Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun başrollerini paylaştığı "ÖLMÜŞ BİR KADININ MEKTUPLARI" 9 Ocak Cumartesi günü saat 09:50'de Kanaltürk'te
‘Re Majör Kanon’un (1680) (J. Pachelbel) bir uyarlaması ; ‘Rain and Tears’ (1968) (E. Papathanassiou / B. Bergman). Ancak hastalanırsa Dr. Nejat’ı tekrar görebileceğini düşünen Fikret, fırtınalı havada, bütün gece pencereler açıkken piyano çalmış..
Nejat ; “Kaç defe söyledim ‘yorgunluk, heyecan yasak’ diye.”
Fikret ; “Heyecan duymayan bir kalp, ölmüş sayılmaz mı Nejat Bey?”
Yağmurlu bir gece. Nedret, 18. yaş gününü arkadaşları ve ‘Et Maintenant’ (What Now My Love) (1961) (G. Becaud) melodisi ile dans ederek kutluyor. Fatoş Tez’in seslendirdiği hizmetçinin deyişiyle ‘hali, tavrı biraz acayip bir kişi’ onu görmek ister ; “Nejat..Dr. Nejat”, genç kıza annesi Fikret’in hatıra defterini getirmiş. ‘Ölmüş Bir Kadının Evrakı Metrukesi’ (1937) (Güzide Sabri) (Semih Lütfi’nin Ucuz Romanlar Serisi: 4) ise yine soğuk, karlı bir gecede başlıyor ama Suat Hanım, Fikret’in hatıra defterini yazara verir.
20 yıl kadar önce. “Talihsizliğim dünyaya gelirken başlamış. Daha ben doğarken annem hayata gözlerini yummuş. [Güzide Sabri’nin kadın kahramanları hep aynı kaderi paylaşıyor galiba. ‘Yabangülü’ndeki (1942) Leyla da ‘ana kucağından ebediyen mahrum olarak’ dünyaya gelir.] Babamın beni büyükanneme ve ablama bırakarak memuriyetle İstanbul’dan ayrılışı, sonra da uzak taşra vilayetinde kendinden genç bir kadınla evlenişi hayatımın baharında bana büyük acılar verdi. Hastaydım, küçükten beri bünyem zayıftı zaten. Göğsümün sol tarafında yer eden öldürücü bir sızıya doktorlar çare bulamıyorlardı.”
Fikret..Ablası (romanda teyzesinin kızı) Suat ve büyükannesiyle beraber. Çok güzel piyano çalıyor. Neveser Kökdeş’in rast şarkısını ne güzel söylemişti; “Sevmek seni bir suç ise//Affet günahımı ey sevgili.” Nejat’la tanışıncaya dek ikisi de ‘hiçbir vakit hayatın bu kadar sevimli, dünyanın bu kadar güzel olduğunu bilmiyordu’. Romandan farklı olarak sevdiğinin evli, ‘hem de’ bir oğlu (Nihat) olduğunu günler haftalar sonra anlar. Kitaptakinin bir de kızı (Nihal) var ‘üstüne üstlük’.
Romandaki Suat ise evli. Fikret’in sağaltımı için “İsviçre’den yeni dönen kalp mütehassısı” Doktor Nejat’ı o bulur. [Kitapta, doktoru kocası öneriyor (sf. 9).]
Nejat Cansever. Romandaki adı Ali Nejat. ‘Meşhur bir doktordan çok şakacı bir üniversite öğrencisine benziyor.’ 33 yaşında. Romandaki değil ama filmdeki karısı Mediha, seyircinin Nejat’ı haklı bulması için, kumar, içki ve eğlence düşkünü. Kocasını, Alev Koral’ın sesi ile ‘cemiyet adamı olamamakla suçluyor’.
“..Mutluluğumu yıkılan bir yuvanın üzerine kuramam.” Fikret, karısından ayrılıp onunla evlenmek isteyen yasak aşkına bunları söylemişti. Gerçi, Nejat “Sen olmasan da ayrılacaktık” diye karşı çıkmaya çalışır ama evlilikleri film sonuna kadar devam ediyor.
Artık oralarda duramayacağını zanneden Fikret, ne gerek varsa (adları romanda ve filmde olmayan) babası ve üvey annesinin yanına, taşraya gider. Burada daha da mutsuz olacağı öylesine belliyken. Üstelik, apar topar oranın varsıl kişilerinden Sait Bey’le evlendirirler onu. Neyse ki, kocası, ‘zarif, kibar, muhterem bir insan’ (sf. 31). Ömrünün kışında, bir bahar zevki tatmak istiyor. Fikret’ten 30 yaş büyük, 52 yaşında. ‘Sakalının beyazı siyahtan çok.’ Ama çift çubuk sahibi. Bir de Büyükada’da Köşk. İstanbul’a 8-9 saat uzaklıktaki bir çiftliğe [‘Kader’de (1968) Pir Ömer’in evi] yerleşirler.
Fikret’in göğsünün sol tarafında ise çocukluğundan beri geçmeyen o hafif sancı ve Nejat var. 10 ay sonra bir kızları olur; Nedret.
Romanda 19 ay, filmde 4-5 yıl sonrası. İstanbul’dan gelen bir mektup ve gelişen olaylar kaç aileyi perişan edecektir. “Bazı tesadüfler vardır ki insan hakikat olduğuna ihtimal veremiyor.” Mektup, Sait Bey’in yeğeni Mediha’dan. Eşi ‘sinir buhranları’ geçiriyormuş. Dinlenmek için çiftliğe geliyorlar. Romanda ise Nejat ‘bir köyde bulunan maden suyunun tahlili için görevlendirilmiş’ (sf. 44). Nice zaman sonra ilk bakışma. Aradaki uçurumlar şimdi daha derin ama kalplerindeki ateş ilk günkü gibi. Oysa Nejat kendisini ‘Fikretsizliğe’ alıştırmıştı. Fikret, yine, daha güçlü. Onların çocuklarını görünce tüm üzüntüsüne karşın vicdanının bir ‘oh’ diyen sesini duyar. Ancak bir şey onu rahatsız ediyor ; “Kocama, Nejat’ı tanıdığımı söylememekle hata mı etmiştim acaba?” Keşke, haklı çıkmasaydı.
Nejat, ‘The Beat Goes On’ (1967) (Sonny Bono) melodisinin çalındığı gece kulübünde ‘aşk acısını alkolle unutmaya çalışıyor’. Sonrasında otomobil kazasında yaralanır. Hastanede Fikret’in ismini sayıklayınca zaten kuşkulanmış olan Mediha olayı dayısına anlatıyor. Kıskançlık ; Nedret’i Fikret’ten kaçırma ; Sait Bey’in av sırasında attan düşerek ölmesi ; Fikret’in ‘ayaklarının altında karanlık, derin bir uçurum’.
Büyükada’da Paul Mauriat Orkestrası’nın ‘Vole Vole Farandole’ (1969) 33’lüğündeki ‘Isadora’ (1968) (Jarre / Delanoe&Black) melodisi ile başlayıp ‘Şimdi Uzaklardasın’ (1961) (Z. Müren) ile devam eden konuşma..
Fikret ; “Benim ağlamadığım, benim inlemediğim günler yok mu (‘var mı’ diyecekti) sanıyorsunuz?..Çektiklerimin mükâfatı olan bu anı bekliyorum.”
Nejat ; “Sen öldükten sonra ben yaşar mıyım sanıyorsun?” (Evlilikle ilgili sözleri gibi bunu da 15 yıl sonra bile yerine getirmiyor. Romandaki, hiç olmazsa, aklını yitirir.)
(Yazan: Murat Çelenligil)
|
Tür
|
: |
Duygusal |
| Yönetmen |
: |
Ülkü Erakalın |
| Senaryo |
: |
Orhan Elmas |
| Yapım |
: |
1969 |
| Oyuncular |
: |
Hülya Koçyiğit - Ediz Hun - Peri Han - Nedret Güvenç - Müfit Kiper - Hüseyin Baradan - Suzan Avcı
|